Yüzleşme

Hayat ona zor geldiği zamanlarda hep üzülürdü insan oluşuna. Ruhundan ve bedeninden meydana gelen varlık ya dibinde kalırdı kabının ya da taşardı. Bir kuş, bir böcek, ya da en nihayetinde bir taş olmak isterdi, toprak olmak isterdi.
Bir kere insan olmak , en başta bunu hiç aklından çıkarmamayı gerektiriyordu ki adı ( n’sy/ Ar.) “unutmak” kökeninden gelen bir tür için bu epey güçtü.Hem adil olmak, merhametli olmak, sabırlı olmak, şefkatli olmak, ilim-irfan sahibi olmak gibi nice erdemleri bünyesinde barındırıp her türlü inanç ve din otoritesince yasak kılınmış ‘üç ,yedi,on, yetmiş altı…’ büyük günahlardan kaçınmak bununla birlikte küçüklere de tenezzül etmemek lazımdı. Bu da her yaradılmışın harcı değildi. Haklıydı.
Annesi ona küçükken bir mesel anlatırdı ardından da ” Allah bu emaneti dağlara taşlara, yerlere göklere yüklemiş de hiçbiri kaldıramamış ağırlığını. En sonunda insan kabul etmiş ‘insan’ olmayı. İradesine güvenmiş olacak ki… ” derdi.Gözleri dalıp giderdi. O vakitler sadece mesel kısmını anlar gerisini akıl erdiremediğinden dinlemezdi.Yazık ki şimdi aklı her şeye eriyordu.