Melike

 

Melike. Yolda görenlerin dönüp bir daha bakacağı, sırma saçlı, hilal kaşlı,al yanaklı ve de kiraz dudaklı bir afeti devran değildi. Ama güzeldi . “En azından benim için” diyemem. Melike benim için bu dünyadaki gelmiş geçmiş en güzel insandı. Tüm kusurlarına rağmen iliklerine kadar güzeldi Melike…

O zamanlar sevme hakkını kendimizde görmediğimiz için, sırası olmadığı için, bize yakışmadığı için, şimdilerde hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan bir sürü şey için… İçin için severken ben Melike’yi dillendiremedim bir türlü sevgimi. Lafım ağzıma gelip de ” Ben seni çok seviyorum be Melike !” gibi şöyle okkalı bir kelama dönüşmedi.
Ama hal diliyle günde en az üç vakit aşkımı haykırırdım ben Melike’ye. Ayağı taşa mı takılacakmış yürürken? Aman düşmesin oğlum tut kolundan çek Melike’yi Ali. Melike hastalanmış mı? Kap bir tutam ada çayını koş Ali. Melike’nin bir derdi mi varmış? Otur dinle Ali. Sabaha kadar dinle… Melike üzülmesin hiç. Hiç ağlamasın Melike.

Sevmek ne hoştu. Şu yürek çarpıntısı ne hoş. Hele ki Melike’yi seviyorsan bir hoş, bir hoş. Ama sevilmek de lazımdı. İşte o zaman tam olurdu. İlle de merak ediyordum  “O da beni seviyor mu ki?”diye. Bir gün tümden emin oldum aşkıma karşılık bulduğuma. Çünkü Melikeyi bir sakarlık tutuyordu ben yanında olunca. Kırıyordu, döküyordu habire. Dök, diyordum. Kır Melike! Ne önemi var bir bor camın?  Kalbimiz kırılmadıktan sonra… Beni seviyordu çünkü Melike kadar kimse üzülmemişti içtiğim sigaraya. Ben birini söndürüp diğerini yakarken o kin dolu, hınç dolu bakardı küllüğe. “Bu kadar çok içme ne olur bırak. Benim için..!” demek de bir türlü ilan- ı aşk olamaz mıydı? “Ne olur içme. Sigarayı bırak” demek : “Ali ben seni çok seviyorum aman sakın ölüvereyim deme. Bak daha biz evleneceğiz, çocuklarımız olacak, bağırış çağırış onları büyüteceğiz. Aman sakın erkenden ölüverme” demekti. Yaşamamı istiyordu benim.Muhtemel ki onunla birlikte.
Bir çay ocağı vardı.Orada buluşurduk Melike’yle. Tabelasında ” Paşa Çay Ocağı” yazardı ama biz taze akşam sütü içerdik. Kaşığının ucuyla biraz Türk kahvesi eklerdi hep. Tiksinmemek için önlem alıyormuş. Sütü çok seviyor, hiç bıkmak istemiyormuş. Acaba beni de hep sevebilmek için bir önlem alıyor mudur ki Melike dedim. Alıyormuş meğer. Almış. Fakat o denli sıkı olmuş ki bu tedbir Melike beni sevdiğini kendisi bile unutmuş. Ben Melike’yi sevmekten hiç bıkmazdım zaten. Ömrüm oldukça severdim. Tedbirsiz yakalandım. Araya giren yılları, yolları zararsız sandım.

Melike bugün dar bir öğle vakti,  parmağında yaldız yaldız parlayan bir yüzükle, süzülüp geçti önümden . Gözleri gelinlikçilerin vitrininde.
Bir çınar ağacının kendine yeten gölgesinde yok oldum hemen . Kaldırım taşlarının arasına sızıverdim. Yağmur suyu, rüzgar tozu oldum da kayboldum. Ali olmadım. Ali olup görünmedim gözüne. Dizlerim tutunca yeniden koştum, çay ocağında aldım soluğu. Yaktım bir sigara. Bir tane daha, bir tane daha. Sonra bir tane daha. Nasıl olsa ölebilirdim artık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir