El- Kuhl

 

                               

Gözlerimi diktim duvardaki saate bakıyordum. Sanki birazdan karşısındakini bıçaklayıp ilk cinayet tecrübesini edinecek bir “gözü dönmüş” gibi. Düşmanımcasına.Ya HU diyordum ne var sanki zamanı ölçmesek. Alarmı kurmasak, geç kalmasak. Zamanın nasıl geçtiğini anlamasak.Yaşlandığımızı sürekli olarak hissetmesek. Ne var sanki, ne var, ne var… diyerek yine bir işimi daha son dakikaya bırakıp yetiştiremediğim o gün bu sığ düşüncelerle içimden felsefe yapıyordum . Ve saat kabak gibi iki buçuktu. Kullanma ihtiyacı duyup oksijen gönderme çabalarına girişince o güzel beynimi kalbimi, bedenimi ve tüm ruhumu balkonuma attım.

Yaş almış, sarhoş bir adam geçiyordu sokaktan. Gayri ihtiyari onu seyretmeye koyuldum. Okulun önünde ceketini düşürdü Ona düşürmek denilirse tabi. Atıverdi adeta. Sonra da o çarpık adımlarıyla ilerlemeye devam etti. Elinde arada bir – sanki bir şarkının ritmini tutarmışcasına  – salladığı simsiyah bir poşet vardı. Az ileride içinden yiyecek bir şeyler çıkarıp sokak köpeklerine verdi. İçi sevgi doluymuş meğer. Görseniz  nasıl da içten sarıldı köpeklere. Oysa biraz önce ceketini o yılgın tavrıyla bırakıverdiğinde  “Tamam.”  dedim. “Bir adım daha attıktan sonra cebinden silahını çıkarıp aniden intihar edecek bu adam.”  Sonrasında hemen hızlı bir zihin akışı… Sanki aklımda hazırmışcasına duran onlarca senaryodan biri depreşip çıktı. Yok efendim polisler gelmiş adamın cesedinin bulunduğu yere. Pijamaları üstlerinde “insancıklar” pencerelerde, balkonlarda. Adama bakıyorlar. Meraklılar. Acıyorlar sarhoşa.Sanki birçoğu ondan daha az acınacak haldelermiş gibi. Sanki gerçekten üzülmüşler gibi. Öyle tuhaf tuhaf bakıyorlar.Ama uzaktan! Sonra polisler ne bilmişlerse artık olayı benim gördüğümü aşağıya çağırıyorlar beni, ifade vermeye. Şu halimle böyle çirkin çirkin! iniyorum aşağıya. Ayağımdaki terlikler artık dışarıda giyilmek zorunda. “Ha adam mı memur bey? Valla bilmiyorum ki öyle BİRDENBİRE vuruverdi işte kendini”

Ama adam yaşıyordu. Belki de bizden daha fazla.

Alkol kelime kökeni olarak Arpaçadan geliyordu ve “el-kuhl” yani bir şeyin içi,özü anlamına geliyordu. Aslında insanın da “içini dışına çıkarıyor.”  Gerçekten hissettiği neyse durmuyor taşıyor.İçinden geçen de diline geliyor. Alkol bence bir tek bu işe yarıyor. Gerçekçiliği sağlıyor.Sahiden sarhoş olmuşsanız tabi.Ya o kontrolsüz davranışlar? Beynimiz devre dışı kalınca kalbimiz şov yapıyor. Budala! Hiç kullanmadığım halde alkol üzerine yaptığım derin analizim bitince adamın da dışarıdan ta içini görüp  aslında iyi biri olduğuna kanaat getirdim. Tekrar başımı çevirdim. Köpeklerden zor da olsa ayrılmştı. Acaba benimle gelirler mi diye düşünmüş olsa gerek arkasına baka baka uzaklaştı. Bizim sokağımızdan daha dar ve daha karanlık bir sokakta gözden kayboldu.Tabi giderken gök kubbede hoş bir seda bırakmayı da ihmal etmedi.

Bu saatten sonra hiçbir şey yetişmez zaten, diye düşünüp uyumaya karar verdim. Ayaklarıma baktım.  Terliğim ev terliği. Uyuyacağım uyumasına da sarhoş adamın ceketi hala yerde duruyor!

 

Rabia AKÇAL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir